‘Meclis Başkanımızın açıklaması son derece yerinde’

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlığında parti genel merkezinde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) devam ederken açıklamalarda bulundu.

Çelik, İnsan Hakları Başkanlığı, AR-GE ve Eğitim Başkanlığı ile Dış İlişkiler Başkanlığı’nın sunumlarının değerlendirildiğini belirterek, TBMM’de yapılan çalışmaların da bugünkü MYK’da kapsamlı bir şekilde ele alındığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantının açılışında geniş bir değerlendirme yaptığını kaydeden Çelik, “Hem iç politikadaki konuları değerlendirdi hem de dış politikaya ilişkin MYK’da paylaşımlarda bulundu. Yoğun bir diplomasi trafiği içinde kendisi. Son olarak dost ve kardeş Kazakistan’ın birliğinin, bütünlüğünün hızlıca; Kazakistan’ın bu olayları atlatabilmesi için Türk Devletleri Teşkilatı’nın bir üyesi olarak, hem de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı olarak desteğini sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

“YALAN HABERDEN KORUNMAK, COVID’DEN KORUNMAK KADAR ZOR”

AKP Sözcüsü Çelik, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlayarak, şöyle konuştu:

* Eskiden habere ulaşmak zordu, şimdi yalan haber bombardımanı içerisinde gerçeği bulmak giderek zorlaşıyor. Burada gerçekten işini iyi yapan gerçek gazetecilerin demokrasiye her zaman olan katkılarının yanı sıra, insanlığın birtakım yalanlardan korunması bakımından da son derece giderek de artan işler ortaya koyduğunu görüyoruz.

* Artık insanların bu yalan haberlerden korunması; COVID’den, radyasyondan, savaşlardan korunması kadar, bir sürü felaketlerden korunması kadar kıymetli. Onun da giderek zorlaştığı bir dünyada gerçek gazetecilerin paha biçilmez bir değer ortaya koyduğunu biliyoruz.

“ANTİDEMOKRATİK SİYASETE BİR GIDA VE ENERJİ SAĞLIYOR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı televizyon programında AKP ve hükümetlerine karşı gerçekle alakası olmayan ifadeler kullandığını belirten Çelik şöyle konuştu:

* Sürekli olarak siyasete kutuplaşmadan, siyasette kutuplaşmanın artmasından, gerginliğin yükselmesinden bahsediliyor. Bundan en çok bahsedenler de muhalefet partisi temsilcileri oluyorlar.

* Fakat siyasette tabii ki rekabet olacaktır, demokratik rejimlerde tabii ki farklı görüşler olur. Hiçbir farklılığın olmadığı görüşler diktatörlüklerde olur.

* Fakat burada başka bir şey var, bu siyasi rekabeti bir siyasi husumete dönüştürmek bir çeşit insanları hedef gösteren, çeşitli meslek gruplarını hedef gösteren bir hale getirmek, aslında antidemokratik eğilimleri besliyor. Antidemokratik siyasete bir gıda ve enerji sağlıyor.

Kendilerinin CHP’ye yönelik sözlerine karşı alınganlık gösterildiğini belirten Çelik, şu ifadeleri kullandı:

* Bu ‘Yassıada zihniyeti’ dediğimiz şeyi ortaya koyduğumuzda büyük bir alınganlık gösteriyorlar. CHP’deki arkadaşlarımızın düşünmesi gereken şey şu; niçin bu kadar zaman geçmesine rağmen, bu kadar büyük tecrübeler edinmesine rağmen, bu kadar bedel ödenmesine rağmen insanların dini değerlerine saldırı sizden geliyor.

* Demokratik düzenin meşruiyetine dönük saldırının adresi olarak her zaman siz öne çıkıyorsunuz. En son Grup Başkan Vekiliniz çıktı, çocukların din eğitimi almasına doğrudan saldırıda bulunan bir yaklaşım ortaya koydu.

* Dünyanın her tarafındaki bir uygulamanın, pedagojik olarak da doğru bir uygulamanın bu şekilde hedef alınması, üstelik de bunun bir Orta Çağ zihniyeti gibi bir aşağılama ile birlikte zikredilmesi bu bahsettiğimiz zihniyet kodlarının ne kadar yol giderse gitsin, ne kadar demokratik sosa bulanırsa bulansın başaramadığını görüyoruz.

“YASSIADA’YA MEMLEKETİ GÖTÜREN SÜRECİN DİLİYLE KONUŞUYORLAR”

Çelik, CHP’nin sürekli olarak toplumun demokratik kazanımlarına saldırdığını söyleyerek şunları belirtti:

* Bu kazanımları bir gün anlaşılıyor ki ellerine fırsat geçerse, alt üst etmek için pusuda bekleyen, bir şekilde tuzak kuran pek çok sayıda kişi var.

* Zaten bakın bir siyasi tartışma olduğu zaman, siyasetin tansiyonu biraz yükseldiği zaman, ilk yaptıkları iş hemen Yassıada’ya memleketi götüren sürecin diliyle konuşmaktır.

* Bu dili o kadar rahat, o kadar kolay bir biçimde kullanabiliyorlar ki gerçekten bu kadar üzerinden tarih geçmesine rağmen birilerinin maalesef akılla, makul bir şekilde düşünceyle siyaset yapmadığını, hala kin ve hesaplaşmayla siyaset yaptığını görüyoruz.

* Bu sözlerin nereye gittiğini görünce, sonuna hemen bir, ‘tabii ki sandıkta hesaplaşacağız’ diye bir cümle koyma ihtiyacına uyanıyorsunuz. Bunu oraya koyuyorlar.

* Ama bahsettiğiniz şey sandığın üslubu değil, bahsettiğiniz şey sandığa giden bir yolu tarif eden bir dil değil.

* Dolayısıyla bu arkadaşlarımız kutuplaşmanın bahsettikleri zaman en çok milletin değerleriyle ve milletin kazanımlarıyla ortaya çıkan bu yapısal sorunları, bu bitmek tükenmek bilmeyen bu kin siyasetini iyi bir şekilde değerlendirmeleri gerekiyor.

* Demokratik siyasetten herkes kazanır, makul bir dilden herkes kazanır. Ama bunu yapmak yerine başka türlü davrandıkları zaman biz de mecburen cevap vermek durumunda kalıyoruz.

“KÖTÜ BİR SİYASET ALIŞKANLIĞININ ÜRÜNÜ”

Kazakistan’daki durumu yakinen takip ettiklerini vurgulayan Çelik, şunları söyledi:

* Günübirlik, saatlik, anlık bir takip. Ortaya çıkan tablo, hepimiz için çok üzücü olmuştur. Ortaya çıkan tabloyu yakın bir şekilde takip ediyoruz. Arzumuz, temennimiz Kazak halkının istediği şekilde Kazakistan’ın barışını, istikrarını, birlik, bütünlüğünü, toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde bu sıkıntılı günlerin geride bırakılmasıdır.

* Şu nettir, Türkiye her zaman dost ve kardeş Kazakistan’ın yanında olacaktır. Şartlar ne olursa olsun. Şimdi bu bir takım kara propaganda merkezleri böyle bir olay olduğunda da hemen meseleyi Cumhurbaşkanımız üzerine okumak için büyük bir gayret içine giriyorlar.

* Bir batılı haber ajansı, bunu Türk Devletleri Teşkilatı’nın çöküşü olarak nitelendirdi. Daha sonra da birileri çıktı, ‘Erdoğan Kazakistan’da kaybetti’ gibisinden kendi dar bakış açılarıyla, küçük akıllarıyla bir yaklaşım içerisine giriyorlar.

* Kazakistan’da kaybetmek ya da kaybetmemek gibi Türkiye’nin bir yaklaşımı yok. Türkiye, Kazak halkının kazanımını kendi kazanımı olarak görür. Cumhurbaşkanımız da Kazakistan’ın birliğini, bütünlüğünü, huzur içerisinde olmasını, geleceğe güvenli ve ekonomik büyümesi ile toplumsal huzuruyla bakmasını yine kendi kazanımı olarak görür.

* Böyle her olay ortaya çıktığında, ‘Türkiye kaybetti, Türkiye kazandı. Erdoğan kaybetti, Erdoğan kazandı’ gibisinden bir şeyi hem Orta Doğu’da gördüğümüz, hem bu bölgelerde gördüğümüz kötü bir siyaset alışkanlığının ürünüdür. Bunların çoğu da provokatif yaklaşımlardır. Her zaman başta dost ve kardeş ülkeler olmak üzere komşularımız dahil herkesin güvende olmasının kendi güvenliğimizi artıracağını söyledik.

“SAYIN MACRON BİZİ MEDENİ BULSUN DİYE MENFAATLERİMİZDEN VAZ MI GEÇELİM?”

AKP Sözcüsü Çelik, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Türkiye’yi suçlayan sözlerine ilişkin şunları söyledi:

* Türkiye’nin siyasal İslam’ı yaymakta olduğundan bahsediyor. Neye göre söylüyor bunu? Türkiye, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini koruduğu zaman Türkiye’ye iftira atmak için söylüyor.

* Sayın Macron bizi medeni bulsun diye, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizden vaz mı geçelim? Sayın Macron’un anladığı tek şey var, Yunanistan’ın Rum kesimine destek veriyorsanız medeni oluyorsunuz.

* Türkiye kendi hak ve menfaatlerini korur ve Rum kesimi ile Yunanistan’a karşı çıkarsa medeni olmuyor. Bu medeniyet anlayışını alt alta yazarak Sayın Macron’a hediye ediyoruz. Bunu istediği gibi kullanabilir. Bunun dünyada hiçbir alıcısının olmadığını biliyoruz.

“SON DERECE YERİNDE BİR AÇIKLAMA”

Ömer Çelik, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in bir PKK’lı teröristle çekilmiş fotoğraflarının teröristin cep telefonundan çıkmasına ilişkin TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, “Anayasal düzene karşı suçlar bakımından, ağır suçlar içeren dosyalarla ilgili dokunulmazlığın kaldırılması ve yargılamanın önünün açılması gerektiği kanaatindeyim” sözlerinin sorulması üzerine şu açıklamayı yaptı:

* Sayın Şentop, yüce Meclis’in başkanı olarak, milletvekili sıfatı taşıyan birisinin bir PKK’lı teröristle fotoğraflarının ortaya çıkmasından sonra Sayın Şentop yüce Meclis’in hukukunu korumak, yüce Meclis’in asaletini, onurunu korumak için gerekli açıklamayı yapmıştır.

* Bir Meclis Başkanı olarak bu Gazi Meclis’in böyle çirkin görüntüyle yan yana gelmemesi için gerekli irade ortaya koymuştur. Sayın Meclis Başkanımızı buradan tebrik ediyoruz. Dünyanın hiçbir demokrasisi kendi egemenlik haklarına saygı duyan hiçbir milleti ve devleti, egemenliğini yok etmek isteyen demokrasiyi yok etmek isteyen, hukuk devletini yok etmek isteyen terör karşısında herhangi bir taviz veremez.

* Tavizsiz davranmak durumundadır. Meclis Başkanımız, yüce Meclis’in böyle bir lekeyi asla kabul etmeyeceğini, ifade etti. Yüce Meclis’in üzerine düşen vazifeyi yerine getireceğini ifade etti.

* Yüce Meclis’in bir üyesi sıfatıyla, terörle kirletmeye çalışanlara geçit verilmeyeceği, hukukun, Meclis’in üzerine düşeni yapacağını ifade ediyor. Meclis Başkanımızın yaptığı açıklama yüce Meclis’in yüksek onurunun korunması demokratik düzen içerisinde yüce Meclis’in saygınlığının korunması bakımından son derece yerinde bir açıklamadır.

“BUNA KİMSENİN İHTİYACI YOK”

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı tazminat davası sonrasında Özkoç’un, “Gözümü korkutamazsın, yolumdan döndüremezsin. Canım da malım da param da bu vatana feda olsun” sözleriyle ilgili yöneltilen soruya Çelik, “Buna kimsenin ihtiyacı yok. Onlar kendisine kalsın” değerlendirmesinde bulundu.

CHP’nin Yassıada diliyle konuştuğunu tekrar eden Çelik, “Siyaseten cari açıkları var. Giderek bunun altında kalıyorlar. Bu cari açığı bir yıkım siyasetiyle, kaos siyasetiyle, Yassıada siyasetiyle kapatmaları mümkün değil” dedi. DHA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.